yazı üzerine bir iki kelam |
|
yazı üzerine bir iki kelam - (29.5.2007) |
mahallede büyüyen son çocuklardanım herhalde. top oynamış, dizlerini kanatmış... çocukluğumdaki futbol gibidir bende yazı yazmak. bir plastik top, iki taş ve insan lazımdır oynamak için. yazmak için de kalem, kağıt ve insan... aynı heyecanla gol atar, gol yer insançocuğu yazarken. penaltısı olur, uzatması olur, direkten dönen şutu, gol mü değil mi tartışması... direkler belirsizdir mahalle maçlarında. taşın üstünden top geçer ama sanki içeride gibidir de... kalecinin zıplayamayacağı kadar yukarıdan gitmiş olabilir top. vicdan çözer bu pozisyonları, olmazsa yumruk... yazı aynı olaylara dahildir. yazmak bu yüzden yandaştır ömüre, tek kişilik yaşanılanları çok kişilik yapabilirsin onunla. kendinden soyunup, giyinebilirsin kendini. uçurumlar var kelimelerin arasında. düşmek uçurumlara öncelikle adrenalindir, sonra yaralanma riski... ve kalp, yazının en ortasında durur, yaralanırsan kırılır.
yazı, yaşanılanlarına başkasının tanık olmasını sağlar.
yazı, yaşanılanların unutulmasını önler.
yazı, keşiftir, insan için bir pusuladır.
yazı, hayatta olup bitenlerin izleycisi, kimi zamanda öznesidir.
eşber yağmurdereli'nin yazdığı akrep oynunda duyduğum, tek aklımda kalan replikte denilmiş olduğu üzere; insanın başına herşey gelir, sonra da geçer...
yazı da başkasını bilmediğinden tanık, kanıt, tebessüm, yara, cam kırıkları ve sayılması güç "şeyler" olarak dura durur insançocuğunun yanında.